Ana Sayfa İş Dünyası Dış İlişkiler Avrupa Birliği Enerji Güvenliği

Avrupa Birliği Enerji Güvenliği

429
0
Paylaş

Dünya ekonomisinin hızlı bir büyüme göstermesi, enerji kaynaklarının eşitsiz coğrafi dağılımları ve yenilenebilir enerji kaynaklarının ticari anlamda petrol ve doğalgazla önümüzdeki altmış ve hatta yüz yıl içerisinde gerçek anlamda rekabet edemeyeceği düşüncesi, enerji konusunun gelecekteki kritik önemini vurgulamaktadır. Enerji ile enerji sektörü, ekonomik büyüme ve kalkınmanın en önemli kaynaklarından biri olarak gösterilmektedir. Bu nedenle de bütün ülkelerin gündeminde ilk sıralarda yer almaktadır.

Teknolojik gelişmeler dolayısıyla meydana gelen değişmeler enerji ihtiyacını çeşitlendirmiş, petrol ve doğalgaz rezervlerini elinde tutan ülkelere, stratejik ülkeler tanımını getirmiştir. Hazar Bölgesi ile zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip diğer ülkeler bu kaynakları dünya pazarlarına hem ekonomik hem de güvenli şekilde aktarabilmek için farklı doğalgaz ve petrol boru hattı projeleri geliştirmektedirler. SSCB’nin dağılmasının ardından Avrupa’nın enerji ihtiyacının karşılanması çoğunlukla Hazar bölgesindeki enerji kaynakları üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu süreçteki en önemli nokta, ucuz kaynak temin etmek değil, ulusal ekonomilerin herhangi bir kesinti yaşanmaksızın üretime devam edebilmeleri için ihtiyaç duyulan enerjinin güvenli taşıma sistemleriyle ülkeye ulaştırılmasıdır. Bu sebeple enerji arz güvenliği meselesi 21. Yüzyıla damga vuracak en önemli politika değişkeni olacaktır.

Enerjiye ulaşımın sosyo-ekonomik boyutunun ve önemi, 1974 – 1974 yıllarında OPEC üyesi ülkeleri tarafından ham petrol fiyatlarının tek yanlı olarak arttırılması ve sonrasında meydana gelen uzun dönemli olumsuz ekonomik ve sosyal etkiler sonucunda kavranmıştır. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ile enerji sistemleri arasında başlatılan büyük dönüşüm özellikle sanayileşmiş ülkelerin geçmişteki büyük krizlere yakalanma olasılığını düşürmektedir. Bu ülkeler yüksek petrol fiyatları nedeniyle yaşadıkları sıkıntıları önlemek için alternatif enerji kaynaklarına yönelme çabalarına girmişlerdir. Bununla birlikte petrol tüketimini azaltıcı politikalar da uygulamaktadırlar.

Enerji Arz Güvenliğinin Tanımı ve Ekonomik Önemi

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), enerji arz güvenliğini, talep karşısında enerjinin çeşitli şekillerde yeterli miktarlarda uygun fiyatlarla temin edilebilmesi olarak tanımlamaktadır. Enerji arz güvenliği uygun fiyatlı, güvenilir ve yeterli enerji arzı olarak da açıklanabilir. Enerji arz güvenliği, dönemsel bir yaklaşımla da açıklanabilir. Kısa dönem arz güvenliği, arzın siyasi istikrarsızlar, olağan dışı iklim şartları ve teknik sorunlar nedeniyle kesintiye uğraması risklerini kapsamaktadır. Uzun dönem arz güvenliği ise arzın artan talebi karşılayamaması riskini içermektedir. Bu risk, enerji üretim ve ulaştırma yatırımlarının ekonomik, mali ve siyasi faktörler tarafından engellenmesi ile ortaya çıkmaktadır.

Enerji arz güvenliğinin temel konusu genellikle dış kaynaklı arzın güvenliğidir çünkü ülkeler yerli arza oranla dış kaynaklı arz üzerinde daha az kontrole sahiptirler. Son yıllarda, sürdürülebilir bir dış enerji politikasının varlığına daha fazla önem verilmektedir.

Enerji arzında kesintiye neden olabilecek faktörler, süreksizlikler (discontinuaties) ve kesintiler (disruptions) olarak belirtilebilir. Enerji arzında kesintiye neden olabilecek iki tür süreksizlik ve üç tür kesintiden söz etmek mümkündür.

  • Politika süreksizliği (policy discontinuity): Yetersiz üretim kapasitesine sahip olan üretici ülkelerde yaşanan politika değişiklikleri sonucunda ortaya çıkmaktadır.
  • Temel süreksizlik (fundamental discontinuity): Arzın ulusal talebi karşılayamaması sonucunda oluşmaktadır.
  • Olağandışı kesinti (force majeure disruption): Üretici ülkenin ihracatının siyasi istikrarsızlık veya savaş gibi beklenmedik gelişmeler nedeniyle azalması durumu ifade edilmektedir.
  • İhracatı kısıtlayıcı kesinti (export restriction disruption): Bir veya birkaç üretici ülkenin siyasi ve stratejik amaçlarla ihracatta önemli kısıtlamalara gitmesiyle ortaya çıkmaktadır.
  • Ambargo kesintisi (embargo disruption): İthalatçı ülkelerin bazı ülkelerin enerji ihracatlarını sınırlaması sonucunda oluşmaktadır.

Enerji arz politikası konusunda etkim kamu politikaları yürütülmesi gereği, enerji arz güvenliğinin değeri piyasada belirlenmeyen ve herkesin eşit şekilde faydalandığı bir kamu malı olmasından kaynaklanmaktadır. Enerji arz güvenliğinin, kamu politikalarının önceliklerinden bazıları sanayileşmiş ülkelerin enerjide dışa bağımlılıklarının artması ve enerji arz güvenliğinin kamu politikalarının önceliklerinden biri halini almasıdır. 1970’li yıllarda yaşanan petrol krizlerinin ekonomik etkileri, enerji arz güvenliğini üzerinde stratejiler ve politikalar geliştirilmesi gereken bir konu haline getirmiştir.

Enerji arz güvenliği, mikro ve makro ekonomi politikalarıyla bütünleşmiş bir sorun olarak görülmektedir. Devletin pay sahibi olduğu petrol şirketlerinin faaliyetlerinden doğan kazançlar ve maliyetler, devlet bütçesi üzerinde bir etkiye sahiptir. Üstelik enerji maliyetlerinin enflasyon üzerindeki etkileri ve ülke ekonomisinin uluslararası rekabet düzeyinin belirlenmesindeki rolü de göz önünde bulundurulmalıdır. Fakat esas enflasyonist riskin uzun vadede enerji fiyatlarındaki artış eğilimi ile ortaya çıktığı düşünülmektedir.

AB’nde Enerjinin Genel Görünümü

Tablo 1: AB – 25’inde Birincil Enerji Üretimi (milyon ton) (Baseline Senaryosu)

Tablo 1’den anlaşılacağı üzere AB’nin 2010 yılından itibaren toplam birincil enerji üretimi azalmaya başlamıştır. 2030 yılında 2000 yılına göre; kömür üretiminin %41.1, petrol üretiminin yaklaşık %73.5, doğalgaz üretiminin yaklaşık %41, nükleer enerjinin yaklaşık %12 oranında azalacağı ortaya çıkmaktadır. Yenilenebilir enerjide ise 2030 yılında 2000 yılına göre yaklaşık %140 oranında bir artış göze çarpmaktadır.

Tablo 2: AB – 25 Birincil Enerji Talebi (milyon ton) (Baseline Senaryosu)

Tablo 2’de görüldüğü üzere kömürün AB’nin birincil enerji bileşimi içindeki payı giderek azalmakta, doğalgaz ve yenilenebilir enerjinin payları ise giderek artmaktadır. Bu durum, çevre bilincinin oluşması ve AB düzeyinde bağlayıcı çevre düzenlemelerinin uygulanmaya başlamasını işaret etmektedir.

Tablo 2, 2030 yılında 1990 yılına göre AB’nin birincil enerji talebinin yaklaşık %22 oranında bir artış göstereceğini vurgulamaktadır. Bu artışta en büyük paya sahip olan birincil enerji kaynakları ise yenilenebilir enerji ve doğalgazdır. Yenilenebilir enerji talebindeki bu büyük artış, birincil enerji ihtiyacında kendi kendine yeterlilik sağlamaya yönelik olumlu bir gelişmedir.

Tablo 3: AB – 25’nin Birincil Enerjide Dışa Bağımlılık Oranları (%) (Baseline Senaryosu)

Tablo 3 bize, AB’ne üye yirmi beş ülkenin birincil enerjide dışa bağımlılık oranlarının artmakta olduğunu göstermektedir. 2004 yılında yaşanan Orta ve Doğu Avrupa genişlemesi bunun en önemli nedenleri arasında gösterilebilir. Dışa bağımlılık oranlarındaki artışa, yeni üye olan ülkelerin büyük kısmının Rusya doğalgazına %100’e varan oranlarda bağımlı olmalarının neden olduğu belirtilmektedir.

Tablo 3’ten anlaşıldığı kadarıyla dışa bağımlılık oranlarında en büyük artış kömürde meydana gelmiştir. Fakat kömür talebinin toplam birincil enerji talebi içindeki payının azalmakta olduğu düşünülürse bu artışın AB enerji arz güvenliği için bir sorun olarak görülmemelidir. Doğalgaz ve petroldeki yüksek dışa bağımlılık oranları, AB enerji arz güvenliğini tehdit edebilecek asıl sorun olarak kabul edilmektedir. Çünkü AB’nin toplam birincil enerji talebi içinde en büyük paya sahip olan kaynaklar, doğalgaz ve petroldür.

AB’nde Enerji Arz Güvenliği ve Dış Enerji Politikası Arayışları

Enerji, konusu 1950’li yıllardan beri Avrupa bütünleşmesinin en önemli konularından biri olmuştur. Ancak üye ülkelerin enerji konusunda kendi ulusal politikalarını sürdürmek istemeleri ve bu konudaki yetkilerini AB’ne devretmek istememeleri sebebiyle ortak bir enerji politikası geliştirilememiştir.

1996’lı yıllarda birincil enerjide dışa bağımlılık oranları, 2000’li yıllara göre daha düşüktür. AB’nin 2000’li yıllarda Orta ve Doğru Avrupa ülkeleriyle genişlemesi enerji talebini arttırarak enerjide dışa bağımlılık oranlarını yükseltmiş ve sonuç olarak da AB, enerji arz kaynakları üzerinde gittikçe artan uluslararası rekabet, yükselen enerji fiyatları ve çözüm bekleyen çevre sorunları karşısında sürdürülebilir bir enerji arz güvenliği sorunuyla karşı karşıya kalmıştır.

Enerji Arz Güvenliği Sorunları ve Mevcut Boru Hatları

Ulusal kaynakları yeterli olmayan ülkeler, ihtiyaç duydukları enerjiyi zamanında, kesintisiz ve en güvenli şekilde sağlamak için yeni arayış içinde bulurlar. Gelişmiş Batı ekonomileri için Orta Doğu bölgesinin jeopolitik sorunları ve siyasi kaynaklı enerji arz kesintileri karşısındaki tek dengeleyici rezerv alanı Hazar bölgesi olarak görülmektedir. Bunun yanı sıra, Kuzey Denizi rezervlerine uzun zamandır aramakta olduğu ikame kaynakları, kısa vadede Rusya’da, orta ve uzun vadede Orta Asya ve Hazar Bölgesi’nde bulunmuştur.

Mevcut Boru Hatları

AB arz güvenliğinin sağlanması bakımından bugüne kadar temel olarak aşağıdaki boru hattı projeleri kullanılmıştır:

  • Yamal – Avrupa
  • Ukrayna Boru Hatları
  • Brotherhood
  • Soyuz
  • NorthernLights (Urengoi – Pomary – Uzhgorod/Trans – Siberya)
  • Mavi Akım (Blue Stream)
  • Bakü – Tiflis – Erzurum (BTE) Doğalgaz Boru Hattı (South CaucasusPipeline)
  • Yeşil Akım (GreenStream)
  • Langeled

AB, enerji açığını kapatmak ve arz kaynaklarını çeşitlendirmek amacıyla bazı büyük çaplı projeleri eşzamanlı olarak değerlendirmektedir. Bu sebeple Avrupa’ya gaz sevk ederken, siyasi ve iktisadi nedenlerle ihtilaflar yaşadığı Ukrayna ve Beyaz Rusya’nın dahil edilmediği, farklı ülkelerden geçen güvenli güzergahların yer aldığı projeleri desteklemektedir. Yapılması düşünülen yeni boru hattı projeleri aşağıdaki gibidir:

  • Yamal – Avrupa II
  • Beyaz Akım (White Stream)
  • Nabucco
  • Kuzey Akım (NorthStream)
  • Güney Akım (South Stream)

Bunların yanı sıra Türkmen, Kazak, Azerbaycan gazının da Avrupa’ya taşınması için Türkiye’nin de dâhil olduğu boru hatları da geliştirilmektedir. Bunlar ise;

  • Türkiye – Yunanistan – İtalya Doğalgaz Boru Hattı (Poseidon)
  • Mavi Akım II (Blue Stream)
  • Trans – Adriyatik Boru Hattı (TAP)
  • TANAP – Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı

Bakü – Tiflis – Ceyhan petrol boru hattı projesiyle Akdeniz’de bir enerji köprüsü haline gelen Türkiye, Nabucco projesinin imzalanmasıyla beraber Avrupa’ya gaz tedarikinde güvenli bir enerji koridoru oluşturmuştur. Gerek Bakü – Tiflis – Ceyhan ve gerek Samsun – Ceyhan petrol boru hatları, gerekse Türkiye – Yunanistan – İtalya ve Nabucco doğalgaz boru hattı projeleriyle Orta Asya’daki kaynakların Batı’ya aktarılmasını sağlayacak ülke konumunda bulunan Türkiye, AB’nin geleceğe dair enerji planlarında da önemli bir yer tutmaya başlamıştır. Doğalgaz ithalatında Rusya’ya bağımlı hale gelmiş olan AB, bu tekeli kırmak için Türkiye’yi seçmiştir. Türkiye, coğrafi konum olarak AB’yi zengin Orta Asya ve Ortadoğu enerji kaynaklarıyla buluşturabilecek yegane ülke olduğundan; zengin Hazar ve Orta Doğu kaynaklarının Türkiye’nin imza attığı BTC, Şah Deniz, Nabucco ve Türkiye – Yunanistan – İtalya gibi stratejik öneme sahip projelerle Avrupa’ya gitmesi söz konusu olacaktır. Bu projelerin devamı olarak ise Türkiye ve Azerbaycan arasında Şah Deniz bölgesindeki doğalgazın Türkiye ve Avrupa’ya ulaştırılması amacıyla Anadolu Geçişli Doğalgaz Boru Hattı Projesi (TANAP) 2011 yılında imza altına alınmıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın!
Lütfen Buraya Adınızı Yazın