Ana Sayfa Kültür Sanat Edebiyat Bizi Sevginin En Etkileyici Anlatımlarıyla Buluşturan Yazarlar

Bizi Sevginin En Etkileyici Anlatımlarıyla Buluşturan Yazarlar

490
0
Paylaş

Sevgi sözünü bol bol kullanabilmek, başı dönesiye, esriyesiye, karşındakileri inandırasıya, karşındakileri kusturasıya… Sevgi sözü ile oynayabilmek için, sevginin bütün evreni ayakta tuttuğuna başta kendini inandırabilmek için, kısırlığı baştan kabul ettiğini unutmamalı. Sevginin, kurmanın, yapmanın sözü değil, kendisi gerek, yaşanması gerek bunların…

Bilge Karasu, Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı

 

Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. Herkesin,“Veli ağanın öküzleri gibi öküz yoktur.”demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!

Yusuf Atılgan, Aylak Adam

 

 

Bu denize, bu güneşe, bu birbirlerinden korkan, birbirlerini suçlayan bakışların bir yerlerine seni bağlayamazsam nasıl sürer anlarımız? Seni bütün bunlardan, bu denizlerden, şaraplardan, horalardan, bu el uzatmayı bilen ve unutan insanlardan ayrı bir eşya gibi nasıl sevebilirim? Ben sana benzesem de, sen bana benzesen de, biz birlikte bu haksızlıktan ayrı, yabancı, kopmuş bir benzerliksek nasıl sevişebiliriz? Birbirimizin kopyasıysak yalnızca, hangi noktada birleşip hangi noktaya yükselir tat alışlarımız? Kendi kendini sevenlerin, kendi kendine tat verenlerin tadın hemen ardından duyduğu utancı duymaz mıyız? Bir gün bir postanede rastlaşmış iki insanın, birbirlerinden olabildiğine hoşlanmış olmaları, güzel, geçici bir rastlantı mı yalnızca? Birine rastlamış, sevmiş, tat almıştım, şimdi geçti, hiçbir iz kalmadı bende, denebiliyorsa, bu rastlantıyı unutmak, hiç olmamış saymak gerekmez mi? Benim sana, senin bana verdiğin bir isimse yalnızca, bu alışveriş niçin bir ‘hadi eyvallah’la bitmesin? Ben yalnızca senin için güzel olacaksam, sana beğendirmek için kendimi, olanları umursamayıp en güzel bakışımla geleceksem yatağına, sen bütün bunları unutturacaksan bana, unutturmak için hiç bakmayacaksan pencereden, o kısa unutma anından sonra, vücutlarımızın bize acı veren gerginliğini giderdikten sonra, bu pencereyi kapatarak unuttuğumuz, dışında, uzağında kaldığımız dünya nasıl yabancımız olursa, öyle yabancı oluruz birbirimize. Bir kısa anın ardından ayrı yönlere giden trenlere bineriz. Ya da o trenlere bile yetişemeyip tükenmişin üstünde çoğalırız.

Sevgi Soysal, Yürümek

 

Bütün bir ömrü yaşadık duygusu. Sende de var mı? Birliktelik, çocuk ve sabah ve ölüm. Sabah durudan da özge bir suyun en dibini görmek. ‘Mütekâsif Menekşeler’ yoğun kaynaşması ve ayrılmazı yalnızlık. Bir türlü cayamamak sıcaklıktan, umuda kıyamamak. Yalnızlığın ‘ben burdayım’ını itme savaşımı. İstemek, ‘İstendikçe/istedikçe? değişemez yanın gücünü daha iyi anlayıp istememesini bilmeli.’ Sonra kalkınca, hemen anında yakalanılan buz gibi tek başınalık ve onun oyunu, onun koşulları, koşullandırmaları. Şarkılar başlatmak ve çok üşümek ve kırılmaz gerçeği, yumuşak hüzne dönüştürmeye çalışmak; dokunarak, sımsıkı sarılarak. Becerememek. En dibi bulmak. Ama sonra kapı ağzında gülmeye durmakla dibe ayak vurup su yüzüne fırlamak. Bu kez bunun oyununu başlatmak. Başkası olamıyor galiba güzelcim! Yalnızlık birlikteliğe bırakmıyor, birliktelik yalnızlığa. Kapı ağzında seni sana verdim duygusu. Sen de beni bana. Ama bak, galiba sana demek istediğim buydu ‘sıcaklığı unutma’ derken. Çünkü yalnızca o sıcaklıktır gibi geliyor bana, ayrılık acısını gülümsetebilen, sana kuruluğunu yaşatabilecek, zorlayabilecek bir süre kazandıran, bana dağınıklığımın ayrıntı denizini kulaçlamayı kolaylaştıran. O hızla sobaları yaktım, evi derledim, toparladım. Çok içim şenlendi giderek. Ölüme hadi oradan demek. Yaşam, yalnızlık ve seninlelik. Zıtlık. Salt olamama. İki karşıt oyunu kendi kurallarına göre sürdürmek. Her hâli-kârda.

Vüs’at O. Bener, Buzul Çağının Virüsü

 

Dünyayla aramda aşılmaz bir duvar gibisin.

Bu yüzden seviyorum panayırları. Yaşantıya direnen, direnmekten yorgun düşen yerlerin, karnın, bağrın, şakakların, bir süreliğine de olsa düşünmeyi bırakıyorlar çünkü. Kalabalığa değmek bana düşüyor sensiz.

Ne zaman şenlikli bir yere adım atsan sımsıkı tutunuyorsun kendine. İnsanların arasından süzülürken ellerini göğsünde bitiştirip kimseye kaptırmamak için beni kalbine yaslıyorsun. Uykundaki taşı kavrarkenki gibi güven dolu ellerin. Bu hallerini çok seviyorum, çok. Ruhunu elinden kaçırmaktan korkan yaban insanların masum ürküntüsü var sende.

Sema Kaygusuz, Yüzünde Bir Yer

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın!
Lütfen Buraya Adınızı Yazın