Ana Sayfa Kültür Sanat Edebiyat İnsana Dair En Samimi Anlatılardan Biri: Le Hérisson

İnsana Dair En Samimi Anlatılardan Biri: Le Hérisson

414
0
Paylaş

“Çağdaş toplumlar kendine özgü bir olguyu da birlikte getirmiştir. İnsan eskisinden çok daha fazla sayıda insanla, çok daha kısa süreli, daha yüzeysel ilişkiler kurma eğilimindedir. Bu, soğuk bir günde karşılaşan bir grup kirpinin öyküsüne benzer. Kirpiler ısınabilmek için birbirlerine sokulurlar, ama dikenleri birbirine batar. Birbirlerinden ayrıldıklarındaysa soğuktan rahatsız olurlar. İleri geri hareket ederek sonunda dikenlerini batırmadan birbirlerini ısıtabilecekleri en uygun uzaklığı bulurlar.”

Engin Geçtan, İnsan Olmak

‘Le Hérisson’ filmi, Muriel Barbery tarafından kaleme alınan ‘L’élégance du Hérisson’ isimli kitaptan uyarlanarak yönetmen Mona Achache tarafından beyaz perdeye aktarılmıştır. Kitaptaki edebi zenginlik ve felsefi derinlik filme öylesine güzel sirayet etmiştir ki; izlerken kitap okuyormuşçasına notlar almak isteyebilirsiniz. Film, dikenlerini batırmadan birbirlerini ısıtabilen, en uygun uzaklığı çabasız bir şekilde bulmuş üç ana karakter üzerinden ilerler; Paloma Josse, Renée Michel ve Kakuro Ozu.

Paloma Josse, üst sınıfa mensup ailesiyle birlikte yaşayan, 12 yaşında çok zeki, yetenekli ve içe dönük bir kız çocuğudur. Japon kültürüne ve absürdizme ilgi duyar. Siyasetçi bir baba, psikolojik buhranlar içerisinde sıkışıp kalmış, sık sık Flaubert’ten alıntılar yapan bir anne ve burjuva kültürünü içselleştirmiş, sorumsuz bir ablaya sahip olan Paloma, çevresindeki yetişkinleri sürekli gözlemler, ölüm ve yaşam kavramlarını sorgular. Bütün şans ve zenginliğe rağmen, yaşamının bir akvaryumda geçeceğini, bütün yetişkinlerin aynı cama çarpan sineklere benzediğini düşünür. 13 yaşına gireceği 16 Haziran’a kadar yaşamaya değer bir şey bulamazsa intihar edecektir. İntihar etmeye karar verdikten sonra çevresiyle arasında geçen diyalogları ve olayları  bir film haline getirmek için kameraya alır. Paloma,“Taniguchi’nin mangasında, kahramanlar Everest’e tırmanırken ölmüştü. Benim Everest’im de işte bu. Bir film yapmak. Hayatın neden saçma olduğunu anlatan bir film. Başkalarının ve bizim hayatlarımızın.” der. Onun için yaşamını sonladırmak varoluşunu anlamlandırmak için aldığı bir karar, yapacağı film ise haklılığını kanıtlayan bir belgedir.

“İnsanlar yıldızların peşinden koştuklarını sanırlar, ama sonları bir kavanozun içindeki kırmızı balığa benzer. Çocuklara yaşamın saçma olduğunu en baştan öğretmek daha basit olmaz mı, diye kendi kendime düşünüp dururum. Bu, çocukluğun birkaç güzel anını yok etse de, yetişkinlikte önemli bir zaman kazancı olur; üstelik bir travmadan, kavanoz travmasından kurtulmak da işin cabasıdır.” 

Renée, Paloma’nın da yaşadığı apartmanın kapıcılığını yapan, özellikle edebiyat ve felsefe konusunda müthiş donanımlı ve entelektüel bir kadındır. Ancak apartmanda yaşayan insanların ilgisini çekmemek için bu bilgiyi gizlemektedir. Bu yüzden de yalnız bir hayat yaşamaktadır. Çevresindeki insanların meraklı bakışlarından kurtulmak için kapıcıların tercih ettiği yemekleri alıyormuş ve televizyon izliyormuş gibi görünmeye dikkat eder, ama aslında bu anlarda Lev Tolstoy, Edmund Husserl ve Immanuel Kant gibi yazarları okumaktadır. Hatta Tolstoy’u kedisine Lev ismini verecek kadar sever. Rafine bir müzik ve resim zevkine sahiptir. Yasujirō Ozu gibi Japon yönetmenlerin filmlerini sever. Renée’nin tek gerçek arkadaşı olan Manuela, dairelerde temizlikçi olarak çalışan bir kadındır ve Renée’nin herkesten gizlediği dünyasını çok iyi tanımaktadır. Renée kendisini kısa, çirkin, hantal biri olarak tanımlar. Ancak Paloma ilerleyen zamanlarda Renée’nin gerçek kimliğini keşfedince onunla ilgili çok isabetli bir benzetmede bulunur. Paloma’ya göre, Renée Michel’de kirpinin zarafeti vardır. Dışarıdan dikenlerle zırhlı, tam bir kale, ama içinde kirpiler kadar doğrudan bir rafinelik vardır. Ona göre kirpiler, haksız yere duyarsız, uyuşuk görülen, şiddetle yalnız ve korkunç bir şekilde zarif hayvanlardır.

“Güzellik nerededir? Diğerleri gibi ölmeye mahkum büyük şeylerin içinde mi, yoksa hiçbir iddiada bulunmadan, an’ın içine sonsuzluk tomurcuğu yerleştirmeyi bilen küçük şeylerde mi?”

Sahibinin vefat etmesi sonucu dairelerden biri boş kalınca, apartmana bir Japon beyefendisi olan Kakuro Ozu taşınır. Bunun üzerine aynı çatı altında birbirinden habersiz yaşayan Paloma ve Renée’nin iletişimleri dahil birçok şey değişir. Kakuro Ozu hem Renée hem Paloma ile arkadaş olur. Daha ilk tanışmalarında Renée’nin kedisinin isminden kitaplarla olan ilişkisini sezer ve bunu sezdiğini göstermek için kitap hediye ederek Renée’ye olan duygusal yakınlığını belli eder. Bir ölüm sonucu apartmana taşınmış, ama adeta yaşam getirmiştir ve bu iki özel kadının hayatına dokunuşu oldukça etkileyicidir. Kakuro Ozu’nun insani değerlerin halâ önemli bir yer tuttuğu Doğu toplumuna ait olması ise bu karakterin yaratılmasının tesadüfi olmadığını gösterir.

“Bizler boşluğun kemirdiği uygarlıklar olduğumuz için midir ki, eksikliğin kaygısı içinde yaşıyoruz? Mallarımızdan ve duyularımızdan daha fazla yararlanacağımıza emin olduğumuzda mı yararlanıyoruz ancak? Belki de Japonlar bir zevkten geçici ve biricik olduğu için tat aldığımızın farkındalar. Kendi yaşamlarını bu bilginin ötesinde oluşturabiliyorlar.”

Renée, Paloma ile kurduğu güçlü dostluk ve Kakuro ile kurduğu duygusal bağ ile tekdüze hayatından çıkar. Paloma ile ilişkileri o denli güçlüdür ki, Paloma Renée’nin herkesten sakladığı iç dünyasını keşfettikten sonra tıpkı onun gibi kapıcı olmak ister. Sürekli sorguladığı yaşam ve ölüm kavramlarının anlamını yeniden keşfeder Renée sayesinde. Renée’nin ölümü sonrasında Paloma, ölümün gerçekliğinin sevdiklerini bir daha görememek ve sevdiklerinin bir daha seni görememesi olduğunu anlar. Ölümün trajedisini fark eder ve intihar etmekten vazgeçer. Karakterlere özgü müziklerin seçimi, ana karakterlerin kedilerinin farklı isimleri, Paloma’nın öldükten sonra klozete attığı akvaryum balığının, Renée’nin klozetinde canlı olarak görülmesi filmi güzel kılan detaylardan sadece birkaçı. Hem filmde hem kitapta ‘göze çarpmayan güzellikleri yücelten, sınıflar ve nesiller ötesi bir dostluğu konu edinen’o zarif yapı etkileyici bir biçimde işlenir ve finali kendine özgü edebi anlatım ve felsefi sorgulama ile yapar: ‘Önemli olan ölmek değil, ölürken ne yaptığınızdır.’

“Renée, siz ne yapıyordunuz? Sevmeye hazırdınız…”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın!
Lütfen Buraya Adınızı Yazın