Ana Sayfa İş Dünyası Dış İlişkiler Karabağ İşgalinde Türkiye’nin Tepkileri ve Politikası

Karabağ İşgalinde Türkiye’nin Tepkileri ve Politikası

2161
0
Paylaş

Türkiye tarihten gelen ve etnik kökene dayalı olarak Azerbaycan’la dost ilişkileri bulunur. Bu olayda hiç şüphesiz Türkiye’nin işgale tepkisi uluslararası kamuoyunda büyük olmuştur. Dönemin Başbakanı olan Demirel bu işgaller karşısındaki tepkisini çeşitli şekillerde ortaya koymuştur. Türk Hükümeti 3 Nisan’da aldığı bir kararla Ermenistan’a giden insani ve diğer tip yardımların sınırlarından transit geçişini durdurmuştur [1]. Sonra da Doğu Anadolu’daki 3. ordu alarma geçirilerek Ermeni sınırına çekilmiştir. Bu sırada da Türkiye Ermenileri diplomatik olarak çok sert bir şekilde uyarmıştır.

Türkiye’nin tepkilerinin sertliği ve uyarılarının ciddiyetinden hareketle denebilir ki, bu dönemde Dağlık Karabağ uyuşmazlığı tam anlamıyla ‘uluslararasılaşma’ tehdidi arz etmeye başlamış ve bölgesel bir uyuşmazlık haline gelme sinyalleri vermiştir. Türkiye’nin NATO delegasyonu başkanı 6 Nisan’da Brüksel’de yaptığı açıklamada, ülkesinin bu uyuşmazlığa yönelik uyguladığı ‘tarafsızlık politikasını’ gözden geçireceği uyarısında bulunmuştur [2].  Türkiye’nin bu dönemki tutumunu değerlendirirken, Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile askeri güç kullanmayı istemeyen Başbakan Süleyman Demirel arasındaki görüş farkları dikkate alınmalıdır. Özal’ın sert tepkilerine rağmen Demirel’in barışçı yaklaşımı o sırada Ermeni politikacılarda Türkiye’nin niyetlerine yönelik bir çelişki doğmuştur [3].

O dönemde Cumhurbaşkanı Özal Azerbaycan’la savaşa girme yönünde söylemlerde bulunurken, Başbakan Demirel ise diplomatik yollarla Azerbaycan’a yardım edilmesi gerektiğini söylüyordu.

Yine dönemin muhalefet liderlerinden Alparslan Türkeş soruna çözüm için önemli bir katkıda bulunmaya çalışmıştır.

Türkeş taraflara 6 maddelik bir paket sundu:

  1. Azerbaycan ve Ermenistan arasında hemen ateşkes sağlanması,
  2. Ermeni askerlerinin Azeri topraklarından çekilmesi,
  3. Her iki tarafın bugünkü sınırlar içinde birbirini tanıması ve diplomatik ilişki tesisi,
  4. İç işlerine karışmadan ve toprak talebi olmaksızın temas,
  5. Laçin koridorunun açılması, gözlemci heyetinin güvencesi ve denetiminde bulunması,
  6. Karabağ sorununun ya daha sonraya ya da Minsk toplantısına bırakılarak meselenin ateşkes sonrası daha geniş zamanda ele alınması.

İpek yolu kurulmasını tavsiye etmiştir. İpek Yolu’nun ihyası anlamına gelen bu otoyol, Kafkasya’yı boydan boya kat edecek ve Ermenistan’dan geçecekti. Otoyola bir demiryolu da eşlik edecek, aynı hatta bir doğalgaz ve petrol boru hattı da yer alacaktı.

“Müşterek gerçekleştirilecek bu proje başka işbirliklerine kapı açar. Sınırlar açılır, yurttaşlarımız serbestçe birbirine gidip gelir, ticaret yaparlar. Bu durum bölgeye de huzur ve refah getirir” dedi.

Türkeş, bu görüşmede bir iyi niyet jesti olarak esirlerin karşılıklı serbest bırakılmasını sağlamayı umuyor, hatta derhal Erivan’a gidip hem Ermenistan’ı ziyaret etmeyi, hem de Azeri esirleri aldıktan sonra aynı uçakla Bakü’ye geçmeyi planlıyordu.

Petrosyan, “Biz önşartsız ateşkesi kabul ederiz, ancak şunu anlayın ki benim şartlarım ve kamuoyu önündeki durumum Elçibey’inkinden daha zordur” diye konuştu [4].

Ermenistan bu öneriye çok sıcak yaklaşırken; dönemin Azerbaycan Devlet Başkanı Elçibey Karabağ’ı savaşla geri alma söylemlerine devam ettiği için bu çabada sonuçsuz kalmıştır.

Kaynaklar

[1] Baskın Oran, ‘Türkiye’nin Balkan ve Kafkas Politikası’ , AÜSBF Dergisi, Cilt 50, Sayı 1-2, 1995, s. 275

[2] Ömer Göksel İşyar, Sovyet-Rus Dış Politikaları ve Karabağ Sorunu, İstanbul: ALFA Basım Yayım Ltd. Şti. , Mart 2004, s. 454

[3] İŞYAR, a.g.e s.455

[4]  Can Dündar, Karabağ Sorunu, Milliyet, 26/04/2005

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın!
Lütfen Buraya Adınızı Yazın