Ana Sayfa İş Dünyası Dış İlişkiler Kıbrıs Cumhuriyetini İşlemez Hale Getirmeye Yönelik Politikalar

Kıbrıs Cumhuriyetini İşlemez Hale Getirmeye Yönelik Politikalar

642
0
Paylaş

Zürih ve Londra Antlaşmalarının İhlali

16 Ağustos 1960’da Türk ve Yunan Alayı Magosa Limanına ayak basmışlardır (Gemmuhluoğlu,1989:127). Türk ve Rum halkın eşit statüye sahip olduğu bir cumhuriyet olan Kıbrıs’ta Türkler azınlık değil kurucu statüye sahip ortak olmuşlarsa da Kıbrıs’ta bir devlet kurulmuş olmakla birlikte birleşik bir toplum yaratılamamıştır.

Bir devlet kurulmuştu ama Rumlar kendi enosis davalarına ulaşmak için bir araç olarak göreceklerdi bu devleti, öyleki; Kıbrıs Cumhuriyetinin ilanından kısa bir süre sonra Makarios Herald Tribune gazetesine bir demeç vermiş ve enosis davasının ölmediğini beyan etmiştir (Gemmuhluoğlu, 1989: 12). Hatta yine bir demecinde Londra ve Zürih Antlaşmalarından sonra gecelerce uyuyamadığını söylemiştir (Kızılyürek, 2005: 102). Makarios ve Rum yöneticiler Kıbrıs Devleti’nin temelini oluşturan milletlerarası antlaşmaları ve anayasayı benimseyemediklerinden onu değiştirme eğilimlerini açıkça göstermeye başlamışlardır. Bunun başlıca nedeni Enosis’ten vazgeçmemeleri ve Kıbrıslı Türklere tanınan hakları sindirememeleridir.

Kıbrıs’ın başka bir devlete bağlanması milletlerarası antlaşma ve anayasa tarafından engellenmiş olduğu halde Rum tarafı Enosise ulaşmak için görmesi ve bu yolda ayan beyan fiiliyata geçiyor olmakta bir beis görmemişlerdir. Bu durum, tutum, davranış, tavır da Kıbrıs Cumhuriyetini işlemez hale getirecekti.

Rum Tarafının 1960 Düzenin Karşı Faaliyetleri

Zürih ve Londra Antlaşmaları temelinde oluşturulan 1960 Anayasasının Türk tarafının idari mekanizmaya % 30 katılımı, Temsilciler Meclisinde Toplum temsilcilerinin çoğunluğuyla karar alınması hükmü, Başkan Yardımcısına tanınan Veto yetkisi ve Beş Büyük Şehirde ayrı belediyeler oluşturulması en başından beri İki tarafça da farklı yorumlanmıştır. Anayasanın temel maddelerini oluşturan bu hükümlerde uzlaşmanın oluşturulamaması da iki toplumun ayrılığını kuvvetlendirmiştir.

Anayasanın çoğunluk esasına göre uygulanması konusunda Türk toplumunu ikna edemeyen Rum tarafı bunu tek taraflı uygulayarak 1960 Anayasasını değiştirmeye çalışarak yapacaktır.

Akritas Planı

Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs Cumhuriyetinden önce masada kazanamadığı, Cumhuriyetin kurulmasından sonra Bağımsız devlet statüsü altında elde etmeyi planlamış ve izleyeceği politikayı Cumhuriyetin kurulusundan hemen sonra Rum içişleri bakanı Yorgacis başkanlığından bir heyet tarafından organize edilen ve 1966 tarihinde Patris gazetesinde deşifre olan “Akritas Planı” ile belirlemiştir.

Akritas Planı, EOKA amaçlarında mücadele için son bölüm olarak planlanmış ve bu plan sürecinde Kıbrıs’ta Yunanistan’ın da desteğiyle adaya silah ve asker temini 1960–1964 arasında hızlandırılmıştır (Mütercimler, 2007: 123).

Bu planın ilk bölümü, 1960 Cumhuriyetinde Türklerin lehine olan tüm yasaların geçerliliğini sorgulayıp, tartışmaya açılması olacaktı. Anayasanın uygulanabilirliğinin olmadığı dillendirilecekti. İki toplumun birlikte yaşaması mümkün ama burada güvenilir olanın Rumlar olduğu imajını çizme mücadelesi verilecekti. İkinci bölümde Kıbrıs Türklerini göçe zorlayarak, asi isyancılara karşı meşru önlemler olarak haklı bir temele dayandırılacaktı. Üçüncü bölümde ise Enosis ilan edilerek, bunun Kıbrıslı Türkler tarafından da kabul edilen bir çözüm olduğunu doğrulamak için çalışmalar yapılacaktır.

Akritas Planı’nda uluslararası toplumun güvenini kazanmak ve müdahale potansiyelini yok etmek için iki amaç benimsemiştir. Türkiye’nin müdahale etme potansiyelini kırmak için anayasal değişiklik yapmak ilk basamak olmuştur. Makarios, Enosis’in gerçekleşmesi için çaba sarf ediyordu. Makarios, 22 Kasım 1962’de Ankara’da Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile toplantı yaparak Anayasa’nın değiştirilmesi hususunu teklif etmiş, ancak olumsuz cevap almıştır. Ardından 4 Aralık 1962’de, Vadili Köyü Türk okulu bombalanmıştır (Akmaral, 2004: 144).

1960 Anayasasına Karşı Hamleler

Kıbrıs’ta 1963’teki kırılmaya doğru giden diğer muhtelif nedenleri de vardı. Ada halkının ekonomik çerçevesini bu açıdan incelemek yararlı olabilir. Kıbrıslı Rumların ekonomik düzeyi, Yunanistan’ın ekonomisine göre çok daha üst seviyedeydi. Kıbrıslı Türkler ise, adanın ekonomik açıdan alt sınıfını oluşturmaktaydı. Ekonomik üstünlüğün, hükmetme ile bağlantılı bir vaziyet olduğunu varsayarsak, Kıbrıslı Rumlar, yeni devletin, hem büyük kısmının idaresini (% 70-%30 oranında), hem de ekonomik güçleri nedeniyle rekabet edecek Pazar ortamının olmadığını fırsat bilerek elde ettikleri ekonomik üstünlük ile 1963 çözümsüzlüğüne giden sürece ivme kazandırdılar (Aksoy, 2010: 77).

Kıbrıs Cumhuriyeti’nde ilk uyuşmazlık veya sorun, vergi hususunda yasandı. Ada İngiliz kolonisiyken vergi ile ilgili meseleler, Cemaat Meclislerinde alınan kararla oluşturuluyordu. Türk Cemaat Meclisi, gerekli yasa hakkında karar alamayınca, Makarios beş yıllık kalkınmanın uygulanabilmesi için eski yasayı geçerli kıldı. Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı yardımcısı olan Dr. Fazıl Küçük, buna itiraz ederek anayasa mahkemesine iptal davası açtı. İkinci anlaşmazlık ordu meselesindeydi. Türk tarafı, Türk Ordusuna Türk komutan isterken Makarios, birlik ruhu için bunun sakınca doğuracağını ifade ediyordu. Türk tarafı ise farklı dil ve dindeki askerin birliğinden disiplinli bir teşkilatlanma oluşturulamayacağını savunuyordu. Sonunda Makarios kararını, komutanın Rum, yardımcısının ise Türk olduğu bir yapıya göre verdi. Üçüncü anlaşmazlık ise Kamu hizmetleri konusunda idi ve bu konuda uzlaşmaz taraf Rum kesimi idi. Rumlar, adada yüzde otuzluk yöneticiyi çıkararak nitelikli Türk eleman bulunmadığını ileri sürdü. Makarios, bu nedenle anayasa değişikliği talep etti. Dr. Küçük bu teklifi yetkilerinin kısıtlanması olarak algıladığı gerekçesi ile reddetti. Makarios, 1963’te Anayasa üzerinde kendi tabiriyle “reform” yapmak istemiştir. Üç yıllık bir cumhuriyetin anayasasında reform yapma talebi inandırıcı olmayacaktır. Makarios’un amacı, 13 maddelik değişiklik teklifiyle, devletin iki toplumlu yapıdan tek toplumlu yapıya geçişi ve erklerin bir toplumdan diğerine aktarılması olarak görebiliriz (Aksoy,2010:78).

 

1963 Olayları

Aralık 1963’te Zürih ve Londra Antlaşmalarını bir cinayet olarak kabul eden Yorgo Papandreu iktidara gelmiş ve Makarios’un Anayasa değişikliğinin Türkiye ve Kıbrıs Türk Toplumu tarafından reddedilmesiyle iki toplum arasındaki mücadele yaygın bir silahlı çatışmaya dönüşecekti.

4 Aralık’ta EOKA lideri Markis DRAGOS’un heykeline bomba konulmuş ve patlamadan iki saat sonra EOKA bildirisiyle bunu Türklerin yaptığı ilan edilmiş ve çıkacak olan olaylarda sorumluluğun Türklere yıkılması için zemin hazırlanmış olacaktı (Gemuhluoğlu, 1989: 136).

21 Aralık gecesi Girne’den Lefkoşa’ye giden bir otomobildeki Türklerin Rum Polisi olduğunu iddia eden kişilerce nedensizce aranmak istenmesi üzerine başlayan olayda bir Türk kadın hayatını kaybetmiştir. Çıkan olaylar sonucunda 24 Türk öldürülmüş, 40 Türk yaralanmıştır. Olaylara ilişkin soruşturma açılacağı ilan edildiyse de toplumlararası silahlı mukavemetin önü alınamayacaktır. Türk Hükümetinin girişimi ile bir araya gelen garantör ülkeler 24 Aralık 1963’de yayınladıkları ortak bildiride Kıbrıs Hükümeti ile Türk ve Rum Cemaatlerini adada ihtilafa son vermeye ve aynı gece uygun bir saate ateşkese gidilmesi teklifinde bulunmuşlardır. Ancak bu teklife Makarios’un kaçamak cevaplar vermesi ve Rum mezaliminin sürmesi üzerine 25 Aralık’ta Türk Jetleri ada üzerinde alçak uçuş yapmış, adadaki Türk alayı ise garnizondan çıkarak mevzilere yerleşmiştir (Tezel, 2008: 33).

Rumların 1960-63 düzenine karşı uygulamaları, 60 düzeninin uygulanamayacak olduğunu doğrulayan gelişmelere yol açtıktan sonra, 1963 yılında Kıbrıs’ta gerginlik daha da artmış ve Rum ayrılıkçılar Türklere karşı artık ayan beyan saldırmaya başlamışlardır. Makarios da buna karşı tedbir önerisi olarak Anayasa değişikliği teklifi önermiştir. Makarios’un bu önerisini gerçekte sonraki olaylardan da anlayacağımız üzere Rumların ortak emellerinin bir parçası ve 1960 düzenini karşı Rum isyancıların tamamlayıcısı olmuştur. Anayasa önerilerinin reddedilmesiyle Aralık 1963’te geniş bir silahlı mücadelenin önünü açıyordu. Hükümetin Rum kanadının bilgisi dâhilinde eski EOKA üyelerinden oluşan yeraltı Terör örgütü bu çatışma ortamı için iki sene boyunca hazırlanıyordu. Bundan sonra iki toplum arasındaki münasebetler Rum toplumunun kendi iradesine dayalı Türk toplumunun her türlü eşitlikten ve garantiden yoksun bir azınlık durumuna düşürülmeye çalıştığı bir düzen tesisinin kurulma gayreti, Türklerin de kendisine anayasanın verdiği statüyü koruma gayretinde olduğu bir iç savaş halinde, çatışmanın ve politik mücadele sergilenerek- 1974’e kadar sürecekti.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın!
Lütfen Buraya Adınızı Yazın