Ana Sayfa İş Dünyası Dış İlişkiler Kıbrıs Meselesi Zürih ve Londra Antlaşmaları

Kıbrıs Meselesi Zürih ve Londra Antlaşmaları

4956
0
Paylaş
Karamalis, Zorlu ve Menderes Kaynak: wikipedia.org

Türk ve Yunan Dışişleri, 1959 yılında, büyükelçilik kanalları vasıtasıyla Bağımsız Kıbrıs Modeli üzerinde çalışmışlardır. Nihayetinde ABD’nin de baskısıyla görüşmelere başlayan Yunanistan ve Türkiye Aralık 1958’deki NATO toplantısında tezlerinden vazgeçtiklerini beyan etmişlerdir. Bu olay üzerine bağımsız Kıbrıs yoluna doğru önemli adım atılmıştır (Fırat, 2001: 607).

Source: http://cyprus-mail.com

İki ülke tezlerinde geri adım atınca İki ülke başbakanları iki ülke Dışişleri Bakanları 6 Şubat 1959’da Zürih’te bir araya gelmişlerdir. Yunanistan’ın ortak komutanlığı kabul etmesi, Türkiye’nin de üs talebinden vazgeçmesi ve asker sayısını düşürmesi ile 11 Şubat’ta antlaşma imzaya koyulmuştur. Bu antlaşmada birinci olarak; Kıbrıs Cumhuriyetinin temel yapısı hakkında bir antlaşma, ikinci olarak Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin de bulunduğu “Garantörlük Antlaşması” , üçüncü belge ise Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye arasındaki kurulacak olan ittifak antlaşması, dördüncü belge de bu zirvede imzalanan belgelerin içeriğini açıklayan bir “centilmenler antlaşması” dır (Kaya, 2012: 32). Daha sonra bu antlaşmalar 19 Şubat 1959’da geçerlilik kazanması için Kıbrıs Türk ve Rum liderliğince de Londra’da imzalanmıştır. Burada ayrı bir parantez açmak gerekirse, Centilmenler Antlaşması aslında Türkiye ve Yunanistan arasında Başkanlar seviyesinde imzalanan ve daha sonradan açıklanan bir antlaşmadır. Karamanlis ve Menderes’in tarafından imzalanan bu antlaşma esasında, Türkiye ile Yunanistan Kıbrıs’ta Komünist Partisine ve komünist faaliyetlere karşı önlem alınmasını ve Kıbrıs Türk ve Rum Liderliğini Kıbrıs’ın NATO’ya üye olması için teşvik ve ikna etmesini içermektedir (Kızılyürek, 2009: 16).

Kıbrıs Devletinin kuruluş antlaşmaları iki toplumun egemenliğini sınırlandırmış oluyordu. Kıbrıslı Türk ve Rum liderlerle, Yunan, Türk ve Büyük Britanya Başbakanı Harold Macmillan’ın 19 Şubat’ta imzaladıkları Zürih-Londra Anlaşmaları, bağımsız iki toplumlu Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasını ve anayasası için temel bir prensip belirliyordu. Kıbrıs Rum ve Türk toplumları, Yunanistan ve Türkiye’nin anayasa hukukçularından müteşekkil ve İsviçreli Devletler Hukuku Profesörü Mareel Bridel’in başkanlık ettiği Ortak Anayasa Komisyonu yaklaşık 18 ay süren bir çalışma sonucunda bir anayasa tasarısını hazırladılar. Bu anayasa, Türkiye ve Kıbrıs Türkleri için önemli bir başarıydı. Zürih-Londra Anlaşması’nı imza eden Makarios, resmen Enosisten vazgeçmiş oluyor ve 1960 Anayasası’nın imzalanmasıyla Kıbrıslı Türklere, siyasal varlıkları ve egemenlikleri için ihtiyaç duydukları düzen gelmiş oluyordu.

Bu antlaşmalar ile İngiltere adadan çekiliyor ve Kıbrıs, iki toplumlu bağımsız cumhuriyet şeklini alıyordu. Antlaşma esasına dayanan anayasanın hazırlanması yaklaşık 14 ay aldı ve 6 Nisan 1960’da tarafların imzasına sunuldu. 15/16 Ağustos gecesi de “Kıbrıs Cumhuriyeti” ilan edildi. Yeni hazırlanan ve kabul edilen bu anayasaya göre devlet ve hükümet başkanı Rum, yardımcısı ise Türk’tü ve bunlar kendi toplumları tarafından seçilecekti. 7’si Rum, 3’ü Türk bakan olabilecekti. Dışişleri, savunma ve güvenlik meselelerinde Başkan ve Başkan Yardımcısı veto yetkisine sahipti. Kıbrıs Cumhuriyetinin resmi dili Yunanca ve Türkçeydi. Devlet memurluğu kadrolarının yüzde 70’i Rum, yüzde 30’u Türklere tahsis edilecekti. 2.000 kişiden oluşan bir ordu, yine 2.000 kişiden oluşan polis ve Jandarma teşkilatı kurulacak; bunlarda oran yüzde 60 Rum, % 40 Türkler olmak üzere planlanacaktı. Rum ve Türklerin kendi halkı tarafından seçilecek birer Toplum Meclisi olacaktı. Bu Toplum meclisleri kendi toplumlarına ait dini, sosyo-kültürel meselelerde, vergilerin toplanması ve değerlendirme hakkına sahip olacaklardı. Lefkoşa, Limasol, Magosa, Larnaka ve Baf kentlerinde her iki halkın kendine ait ayrı Belediyesi ve Belediye Meclisi olacaktı. Anayasanın farklı yorumlanmasından kaynaklı meselelerde ve anayasa ihlali konularında karar vermek; cumhurbaşkanı ya da yardımcısı tarafından iki toplum arasında ayırım yapıldığına dair iddialarda kararları gözden geçirmekle görevli kontrol mekanizması olan bir Yüksek Anayasa Mahkemesi tesis edilmiştir (Sivriservi, 2011: 59).

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın!
Lütfen Buraya Adınızı Yazın