Ana Sayfa Kültür Sanat Sanatın İlk Durağı, İlkel Sanat

Sanatın İlk Durağı, İlkel Sanat

1007
0
Paylaş

SANAT ALGISI

Sanat diye bir şey yoktur aslında, yalnızca sanatçılar vardır, diyerek başlar Gombrich, ‘Sanatın Öykü’sünü anlatmaya. Devamında sanat algısının kırılganlığından bahseder. Öyle ya, bir zamanlar mağara duvarlarına çizilen bizon resimlerini de, gerçek hayatta görmekten hoşlandığımız görüntülerin tablolara yansımasını da, modern sanatın öncülerinden Picasso’nun resimlerini de sanat olarak nitelemekte bir sakınca yoktur. Ancak sanat olarak nitelediğimiz şeyin eleştirisini yaparken bazı hususlara dikkat etmekte yarar vardır. Bunu kitapta Picasso’nun alışılagelmişin dışında resmettiği horozu örnek vererek açıklar. Picasso’nun burada yalnızca horozu değil, horozun kibrini, saldırganlığını ve bönlüğünü inandırıcı bir karikatüre başvurarak resmettiğini söyler.

Büyük sanat yapıtlarından aldığımız doyumu arttırmak için alışkanlıklarımızı ve önyargılarımızı aşmamız gerektiğini, sanat eserlerini yorumlamada güzel, doğru gibi kavramların baz alınmasının yanlış sonuçlar doğurabileceğini belirtir. Sanatçının eserini oluşturduktan sonra, eklenecek veya çıkaracak bir şey kalmadığında elde ettiği kusursuzluk esastır, önemli olan dili çözmek değil, gözleri açmaktır, o eserde keşfedilmeyi bekleyen her ne varsa ona taze bir gözle bakmak ve tadına varmayı bilmektir, der.

İLKEL SANAT

İlkel sanat hakkında çoğunlukla varsayımlarla hareket ederiz ve en güçlü varsayım ilkel sanat olarak niteleyebileceğimiz her şeyin dinsel ve büyüsel kaynaklı olmasıdır. Geçmişin sanatını anlamlandırabilmek için, bu  eserlerin hangi amaçla yapıldıklarını bilmeye ihtiyacımız vardır. Gombrich, ilkel toplulukların tanımını yaparken, basit oldukları için değil, yalnızca insanlığın geldiği koşullara daha yakın oldukları için bu toplulukları ilkel olarak adlandırdığımızı ve düşünce biçimlerinin oldukça karmaşık olduğunu söyler. İlkel insan için bir kulübe ve bir imge arasında yararlılık açısından bir fark yoktur. Kulübe güneşten, rüzgârdan, yağmurdan ve yaratıcı ruhlardan korurken, imgeler doğaüstü güçlere karşı bir korunak sağlar. Gombrich’in bu konuda verdiği örnek ise oldukça açıklayıcıdır: Yerliler, bir keresinde, sürülerinin resmini yapan Avrupalı bir ressama, korkuyla şu soruyu sormuşlardır: “Bunları alıp götürürsen, neyle yaşarız biz?”

Paleolitik mağara resimlerinde, doğa ve hayvana ilişkin, muhteşem gözlem yeteneği sonucunda çizilen sanatsal figürleri görürüz. Ancak burada natüralistik bir üretimden çok daha fazlasının amaçlandığı açıktır. Bunlar, resim yapmanın insana güç verdiğine ilişkin evrensel inanışın en eski örnekleridir. Bir başka deyişle bu ilkel avcılar, belki de sadece zıpkınları ve taşbaltalarıyla haklarından gelebildikleri bu hayvanların resimlerini yaparlarsa gerçek hayvanların da kendi güçlerine boyun eğeceğine inanıyorlardı. Bunun altında yatan psikolojik neden ise canlı olan şey ve onun ruhu olduğuna inanılan imaj arasındaki güçlü özdeşleşmedir. İlkel insanların pek çoğunun fotoğraflarının çekilmesinden hoşlanmamalarının bir sebebi de budur. İlkel resimlerin pek çoğunun hedef tahtası olarak kullanılması, hayvan kılığına girmiş yarı-insanların resmedilmesi gibi durumlar, bu varsayımların ilkel toplulukların sanata yüklediği işlevle örtüştüğünü kanıtlar niteliktedir.

Gombrich, ilkel sanattan başlayarak modern sanata varana dek sürdürdüğü yolculuğunda özellikle resim sanatında oldukça önemli duraklara uğruyor. Sanatın öyküsünü derinliğine anlamak istersek, arada bir harflerle resim arasında var olan kanbağını anımsamamızın yararlı olacağını söyleyen yazarın, resim sanatı ve sözcükler arasında kurduğu diyalogları, sanat tarihi ile ilgilenenler için de eşsiz bir kaynak.

Gombrich, E.H., Sanatın Öyküsü, Remzi Kitabevi, 2014

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın!
Lütfen Buraya Adınızı Yazın